“Ya bilgeler kral, ya krallar bilge olmalı” der Platon…

Modern insanın dış dünyaya yönelik buluşları, dijital dönüşümün konuşulduğu, yapay zekanın insanın anlam potansiyelini kuşattığı, teknolojilerle sürekli gelişen inovatif yaklaşımların desteklendiği, büyük verilerle trend analizlerinin yapıldığı, hepsinden de önemlisi, başarılı dönüşüm modelleri için dijital süreçlerin tasarlandığı bu dönemde ve bu ekosistem içinde; modern insanın yatay manada tüm bu gelişmelere yakinen hakim olması gerekliliği gündemdedir.

Başarılı sistem modelleri için en önemli faktör insan iken, tüm dijital ve inovatif dönüşümlerin yanı sıra modern insanın bu süregelen hız içerisinde salt bir akıldan ziyade, erdemli, irfan ve ilim sahibi, salt bir teknik zeka ile birlikte dürüstlük gibi fark yaratıcı meziyetlere ihtiyacı vardır.

Gün gelip insan ve yapay zekanın iki taraflı iletişim kurmaya başladığı anda, yapay zekanın tüm öneri ve yönergelerini yönetebilme kabiliyeti, insanın sorgulayarak, aklederek , empatik muhakeme gücüyle yapay zekanın üstesinden gelmesi mümkün olacaktır.

İnsanı özge kılan değerler, modern zamanın gereksinimleri olarak karşımıza çıkan diploma, kariyer, başarı odaklılık değerleri üzerine iken, bizi bu vasıflara sahip diğerlerinden farklı ve özge kılacak, zübde-i alem, eşref-i mahluk tanımına haiz kılacak insani ve ahlaki değerlerimiz olacaktır. Kazanmak ve başarmak için her yolun mübah olduğunu düşünen insan değil, aksine zafer ve başarı dahi olmasa eskilerin tabiriyle “dosdoğru yolda olmak ” mefhumunu bilip yaşayan insana ihtiyaç duyulmaktadır.

Hepimizin yaradılış sorunu ortaktır. Modern insanın varoluşsal temaları arasında geçen yükseliş enfüsi ve dünyevi olarak iki cihetiyle çıkar karşımıza. İctimai olarak temel bir varoluş kaygımız, anlam bulma endişemiz var; esasında bu dış dünyaya yönelik bir bulma, tanıma değil bilakis kendimizi tanıma bulma, özümüze erişebilme gayreti ve düşüncesidir.

‘Kim ki kendini tanıdı; Rabbini ancak o şekilde bildi’ düsturu Anadolu’ nun ruhunu mayalayan büyük İslam âlimleri için hem uhrevî hem dünyevî manada bir ölçü olmuştur. Bu ölçüyü temellendiren üç kavram “bilgi”, “eylem” ve “ahlak” kavramlarıdır.

Yatay ve dikey manada insanının kemâlât basamakları bu değerlerle şekillenmektedir. İnsanın bilgiye olan ihtiyacı, akılcı yaklaşımları salt bir mantık zemininde değerlendirilirse, yaradılış mânâsının ontolojik olarak varlık sebebini anlamada yetersizdir; yalnızca Aristoteles’ in akılcı yaklaşımıyla varlığın kaynağını bulmak imkânsızdır.

Her insanda Allah-u Teâlâ’nın bir emaneti vardır ve bu emanetin bulunup açığa çıkarılması için temel manada bilgiye ihtiyaç vardır. Bilginin eyleme dökülmesi salt bilginin canlandırılması anlamına gelmektedir; eylemi olmayan bilgi eksiktir; yetersizdir.

Dünyada her şey belli mertebeler üzerine kurulmuş, tüm kavramlar için dereceler tayin edilmiştir. Bilgiyi zemin kabul eden ve bilginin üzerine eylemle şekillendirilen bir düstur, dosdoğru bir hayat için önemli bir adımdır. Buna göre suretinden siretine kadar mükemmellik arz eden insan için dahi zahiri manada keşifler henüz bitmemişken; sadece zahiri ilimler ile bu keşiflerin yapılması mümkün değildir.

Kadim medeniyetlerde esas kabul edilen bir hakikat; madde ile mana arasında sıkı sıkıya bir ilişki olduğuydu; bu yüzden “suretten sirete yol vardır”, “insanın içinde ne varsa o sızar dışarıya” gibi önermeler bu mefhumlardan zuhur etmiştir. Bilginin yanında, eylem yani diğer bir adıyla amellerin bilinmesi ve uygulanırlığı, kabul edilen hakikati apaçık bir tasdik için gereklidir.

Bilginin enfüsi anlamda ilim ve irfanla derecelendirilmesi ve eylemlerle tasdik edilmesi insanın kendi iç yolculuğunun ikinci aşamasıdır. Tıpkı kılıftan öze doğru geçişin ara kademesi nev’indendir.

İnsan; ete kemiğe bürünmüş sadece cesetten müteşekkil bir varlık değildir. Allah’ın kendi ruhundan üflediği, yeryüzünün halifesi, zübde-i âlem olan insan bilgi ve eylemin yanı sıra, değerler manzumesinden beslenen, dosdoğru yol üzerinde yürümesine ışık tutan argümanların sentezi olan ahlakla kemale ermektedir.

Anadolu toprakları birçok erenlerin nefesiyle hayat bulmuştur. Niyazi Mısri’den Yunus Emre’ye Hz Mevlana’dan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.’ne, Sadreddin Konevi’den Davud el Kayseri’ye kadar tüm gönül erenleri, sadece salt bilgiyle değil, mekanik bir akılla değil, içselleştirdikleri ahlaki değerlerle yıllarca adından söz ettirmiş ve Anadolu ‘yu bu ahlaki değerlerle inşa etmişlerdir. Bu sebeptendir ki; bu değerler ve onların yüksek irfani görüşleri günümüze kadar hala etkisini kaybetmemiştir.

‘Aşk imiş her ne var alemde;
İlim bir kıylu kal imiş ancak’

Alemlerin aşk ile kavranmasının gerekliliği, divan şairlerinin şiirlerine de konu olmuştur.

Bilgi, eylem ve ahlakın birbirinden ayrılmaz bu ilişkisi bizler için de önemli bir düsturdur.

Ahlaki ve dini değerler yaşantımızdan çıkarılarak ‘hedefe varıncaya dek her türlü yol ve yöntem mübahtır’ denen bir anlayışın ve yaşayışın izinden gitmek, toplumdaki değerler erozyonunun en büyük belirtisidir; oysa ki sahip olunacak, ilim ve bilgiyle temellendirilecek ve ahlakî kimlikle bütünleşecek olan değerlerin yaşantının içine birebir nüfuz ettirilmesi gerekmektedir.

Salt bir akılla dünün insanının “olmak” derdi , bugünün insanının “ sahip olmak” derdine evrilmiş bir durumdadır.

Yapay zekanın konuşulduğu, mekanikleşmenin arttığı, dijital hızlanma ile bir sükûnet ve mutmainne arayan insan; kendine yabancılaşıyorken insan-ı kamil olma seyrindeki insan bizatihi kendini keşif üzere durarak sükunet bulur. Büyük veri teknolojileri ile her veriyi analiz eden ve yorumlayan insan, evrendeki tüm keşiflere, teknolojik gelişimlere ayak uydurmaya çalışırken, bizatihi kendi varlık evrenine uzaklaşmaktadır, evrendeki tüm yeniliklere aşina olan insan, kendi cosmosuna yabancılaşmaktadır.

Bizi bir başkasından daha özge kılacak, yaptığımız her işe anlam katacak, akademik ve iş hayatındaki başarılarımızı derinleştirecek olan, evrensel duruşumuzu güçlü kılacak faktörlerin dışında manevi melekelerimiz olacaktır.

İrfan eğitimi almış bir yönetici, tevazu ile benlik davası gütmeyen, etik değerleri yaşayan ve yaşatan, adaletten uzaklaşmadan, bir başkasından taltif beklemeden, ne olduğundan emin, kesret dünyasında “herhangi biri “ olduğunu bilen bilgelik sahibidir.

Bu veçhile; mekanik kalple ve salt zekayla hüküm veren insandan ziyade, dünyevi vasıfları, akademik başarıları ve ünvanları mistik değerlerle tezyin etmiş, etrafındakilere rol model olmakla birlikte huzur ve bilgelik ekseninde hayat nüvesi sunan, can gözüyle değil, kalp gözüyle bakan insanlara ihtiyacımız var… Platon’ un dediği gibi “Ya krallar bilge, ya bilgeler kral olmalı” ölçüsünce, bilge krallara, bilge yöneticilere ihtiyaç var…

ESRA  SÜMEYYE DİLBEROĞLU
İstanbul Büyükşehir Belediyesi IT Servis Yönetim Koordinatörü
Tohum Sayı 163 / Bahar 2019